GECELERİN PELERİNİ
Kuruluş:M.Ö. 400'lü Yıllar
Köken:Ithran Deltası / Fısıldayan Labirent
Kurucu:İsimsiz Aser Soylusu
Felsefe:Denge (Kaos vs Tiranlık)
Türü:İstihbarat, Arşiv ve Suikast Örgütü
Durum:Yüzyıllarca Gizli (Aktif)
Dönüm Noktası:IV. Aserilios Dönemi (Aktif Müdahale)

Gecelerin Pelerini: Kuruluş ve Felsefe

Bölüm 1: İlk Gölgenin Kaçışı

Gecelerin Pelerini'nin tohumları, M.Ö 400’lü yıllarda AserLand'in krallıklar ve kahramanlarla anıldığı parlak çağlarda değil, tarihin en kanlı ve en kaotik dönemlerinden birinde atıldı. Aser ve Asrier hanedanlarının ülkeyi bir uçtan bir uca yakan bitmek bilmez savaşları sırasında, Aser hanedanlığının sayısız kolundan birine mensup, adı tarihin tozlu sayfalarında kasıtlı olarak silinmiş genç bir soylu, gördüğü vahşetten ve anlamsız güç arzusundan tiksinerek her şeyini geride bıraktı.

Bu isimsiz adam, ne bir savaşçı ne de bir liderdi. O bir alim, bir vakanüvisti (tarih yazıcısı). Ailesinin ve düşmanlarının, kendi zaferlerini haklı çıkarmak için tarihi nasıl eğip büktüğünü, yalanları nasıl gerçek gibi dokuduğunu ve bu yalanlar uğruna binlerce masumun nasıl öldüğünü görmüştü. Onun için en büyük günah, bir insanı öldürmek değil, gerçeği öldürmekti. Bu yüzden kaçtı. Adını, unvanını, armasını ve geçmişini Aser kalesinin duvarları ardında bırakarak, medeniyetin ulaşamadığı, haritaların son bulduğu bir yere doğru yola çıktı.

Yolculuğu onu, AserLand'in geri kalanının unuttuğu, sislerle örtülü, sayısız kanal ve adacıktan oluşan Ithran Deltası'na getirdi. Burası, ne Aser ne de Asrier ordularının kontrol etmeye tenezzül ettiği, kendi kuralları ve kendi kadim yaşam biçimi olan bir yerdi. Deltanın labirentimsi su yollarında, dış dünyadan izole yaşayan, kendilerine "Su Halkı" diyen küçük bir toplulukla karşılaştı. Onlar için tarih, kitaplara yazılan zaferler değil, nesilden nesile aktarılan fısıltılar, suyun ve rüzgarın anlattığı hikayelerdi.

İsimsiz Aser soylusu, aradığı sığınağı bulmuştu. Su Halkı'nın arasında yaşamaya başladı ve hayatının geri kalanını tek bir amaca adadı: AserLand'in "gerçek" tarihini yazmak. Kralların propagandalarından arınmış, hem Aser'in hem de Asrier'in zulmünü, kahramanlıklarını, zaferlerini ve yenilgilerini olduğu gibi kaydeden bir arşiv oluşturmaya başladı. O, bir suikastçı birliği değil, gerçeğin ve hafızanın son kalesini inşa ediyordu. Amacı öldürmek değil, unutulmamasını sağlamaktı.

Ancak zamanla etrafına, onun gibi savaşlardan ve yalanlardan kaçan başkaları da toplanmaya başladı. Ordudan kaçan askerler, kütüphaneleri yakılan alimler, aileleri katledilen köylüler, unvanları elinden alınan küçük soylular... Hepsi, isimsiz alimin Ithran'daki saklı sığınağında bir araya geldi. Bu farklı insanlar, onun başlattığı arşiv çalışmasına yardım ederken, yavaş yavaş basit bir topluluktan daha fazlasına dönüştüler. Onlar, tarihin sadece kaydedilmekle kalmayıp, bazen korunması da gerektiğini anlayanlardı. Ve korumanın, bazen müdahale etmeyi gerektirdiğini…

Bölüm 2: Yeminin Edilmesi ve Felsefenin Doğuşu

Ithran Deltası'ndaki sığınak, artık sadece bir arşiv değil, aynı zamanda AserLand'in kanlı tarihinden damıtılmış bir felsefenin de doğum yeriydi. İsimsiz kurucu ve etrafındakiler, binlerce parşömeni dolduran savaşları, ihanetleri, tiranlıkları ve devrimleri incelerken, acı bir gerçeği fark ettiler: Tarih tekerrürden ibaretti. Güç, sürekli olarak iki tehlikeli uç arasında gidip geliyordu. Bu kavrayış, onların manifestosunu ve varoluş amacını oluşturdu: Denge Felsefesi.

Onlara göre AserLand'in tarihi, devasa bir sarkacın salınımından ibaretti. Bu sarkacın bir ucunda, daha sonrasında Aserilios hanedanlığının da katıldığı Aser ve Asrier hanedanlarının temsil ettiği, soylu ailelerin bitmek bilmeyen savaşlarının, komplolarının ve kişisel hırslarının beslediği Kaos vardı. Bu uçta kan, onur kisvesi altında anlamsızca dökülüyor, istikrar yok oluyor ve halk sürekli bir belirsizlik içinde yaşıyordu. Sarkacın diğer ucunda ise, Kaos'a bir tepki olarak doğan, her şeyi ve herkesi tek bir irade altında ezmeye çalışan Tiranlık vardı. Bu uçta ise kan, düzen adına dökülüyor, özgür düşünce ve kültür yok ediliyor, halk bir köle sürüsü gibi tek tipleştiriliyordu.

İsimsiz kurucu, bu iki ucun da aynı derecede yıkıcı olduğunu anladı. Gerçek barış ve bilginin yeşerebileceği tek yer, sarkacın bu iki uç arasında gidip geldiği o anlık, hassas denge noktasıydı. İşte o an, Gecelerin Pelerini'nin görevi de belirlendi: Onlar sarkacın bir tarafını tutmayacaklardı. Onlar, sarkacı aşırı uçlara çeken en ağır "ağırlıkları", yani dengeyi bozan kilit figürleri ortadan kaldırarak salınımı yavaşlatmaya ve denge anını mümkün olduğunca uzatmaya çalışacaklardı.

Bu felsefe, topluluğun yeminine dönüştü. Yeni katılan her üye, geçmişini ve kimliğini bir kenara bırakarak üç temel yemini etmek zorundaydı:

İsimleri de bu felsefeden doğdu: Gecelerin Pelerini. Onlar için "Gece", iki farklı karanlığı temsil ediyordu: Kaos'un yıldızsız, fırtınalı gecesi ve Tiranlık'ın soğuk, sessiz ve aysız gecesi. Kendileri ise bu iki karanlığın içinde hareket eden, kimsenin görmediği, varlığını hissetmediği ama aslında o karanlıkların arasında filizlenmeye çalışan o kırılgan şafağı koruyan bir "Pelerin" idiler.

Bölüm 3: Eğitim: Suyun ve Sis'in Yolu

Gecelerin Pelerini'nin bir üyesi olmak, bir orduya katılmaya benzemezdi. Bu, bir yeniden doğuş süreciydi; eski benliğin ölümü ve yemine adanmış yeni bir varlığın yaratılışıydı. Bu süreç, onların Ithran Deltası'nın kalbinde, dış dünyadan tamamen soyutlanmış, su yolları ve asma köprülerle birbirine bağlı, ağaçların ve kayalıkların üzerine kurulmuş gizli yerleşimleri olan "Fısıldayan Labirent"te gerçekleşirdi.

Aşama 1: Sis'in Kucağı (Benliğin Kırılışı)

Birliğe kabul edilen acemi, eğitimine bir kılıç veya hançerle başlamazdı. Üzerindeki basit giysiler ve bir su matarasıyla, labirentin en tekinsiz ama en öğretici noktalarından birinde tek başına bırakılırdı. Bu aşamanın amacı hayatta kalmaktı, ama daha da önemlisi, medeniyetin getirdiği her şeyi unutmaktı. Acemi, haftalar, bazen aylar boyunca deltanın dilini öğrenmek zorunda kalırdı. Suyun akıntısından yönünü bulmayı, sisin yoğunluğundan havanın nasıl değişeceğini tahmin etmeyi, hangi bitkinin yeneceğini, hangi böceğin ölümcül olduğunu, hangi çamurun yaraları iyileştirdiğini ve hangisinin ateşi düşürdüğünü yaşayarak öğrenirdi. Yalnızlığın getirdiği korkuyla yüzleşir, sabretmenin bir erdem değil, bir hayatta kalma aracı olduğunu kavrardı. Bu süreç, kibirli bir soyluyu alçakgönüllü bir gölgeye, aceleci bir askeri sabırlı bir avcıya dönüştürürdü. Fısıldayan Labirent'e kendi başına dönebildiğinde, eski kimliği çoktan Ithran sularına karışmış olurdu.

Aşama 2: Üç Disiplin (Gölgenin Yaratılışı)

Benliği kırılan ve artık deltanın bir parçası olan acemi, birliğin üç temel disiplininde ustalaşmaya başlardı:

Aşama 3: Gölgenin Sınavı (Ustalığın Kanıtı)

Eğitimini tamamlayan aceminin son sınavı, bir hedefe suikast düzenlemek değildi. Sınav, Fısıldayan Labirent'in içinde, birliğin en tecrübeli ustalarından birini "avlamaktı". Amaç öldürmek değil, ustanın haberi olmadan üzerine sadece zehirsiz bir iğneyle bir iz bırakmaktı. Acemi, kendisi gibi deltanın her sırrını bilen bir ustayı, kendi evinde avlamak zorundaydı. Aylarca sürebilen bu kedi-fare oyununda başarılı olursa, artık bir acemi değil, Gecelerin Pelerini'nin isimsiz bir bıçağı olurdu.

Bölüm 4: Evrim: Gözlemcilerden Aktörlere

Yüzyıllar boyunca Gecelerin Pelerini, yeminlerine sadık kaldı. Fısıldayan Labirent'teki gizli kütüphaneleri, AserLand'in her hanedanının, her savaşının ve her barışının tarafsız kayıtlarıyla dolup taştı. Krallar yükselip düştü, sınırlar yeniden çizildi; Pelerin ise sadece izledi ve not aldı. Müdahaleleri o kadar nadirdi ki, nesiller geçtikçe varlıkları bile unutuldu.

Ta ki IV. Aserilios'un tahta çıkışına kadar. Pelerin'in Konseyi, Aserilios'u ilk başta ataları gibi bir başka tiran adayı olarak gördü. Ancak Aserilios'un saltanatı ilerledikçe, Konsey onun farklı ve çok daha tehlikeli bir şey olduğunu anladı. Aserilios, sarkacı sadece kendi tarafına çekmiyordu; o, sarkacın kendisini kırmaya çalışıyordu. Onun "Büyük Sessizlik" projesi, sadece bir baskı rejimi değildi; bu, tarihin ve kültürün kökünü kazımayı amaçlayan bir soykırımdı.

Bu varoluşsal tehdit, birlik tarihinde ilk kez Gözlem Yemini'nin sorgulanmasına neden oldu. Fısıldayan Labirent'te toplanan konsey, haftalarca tartıştı. Sonunda karar verildi: Gözlem Yemini, tarihte ilk kez askıya alındı. Pelerin, mitlerin arasından sıyrılıp gölgelere geri dönecekti. Konsey, Aserilios rejimine karşı bir "Sessiz Savaş" ilan etti. Bu, Skarrgard'ın başlatacağı gibi gürültülü bir savaş değildi. Pelerin'in savaşı, cerrahi bir operasyon gibiydi. Hedefleri kaleler veya ordular değil, "Büyük Sessizlik" projesini yürüten kilit kişilerdi.

Gecelerin Pelerini, artık AserLand'in kaderinde aktif bir rol oynamaya başlamıştı. Onlar ne kralın ne de devrimin yanında, sadece Denge'nin tarafındaydı. Ve şimdi; General Denoistos Los Aser gibi tehditlerin susturulmasından hemen sonra, ufukta Celestine D'Arvell gibi Tiranlık ve Kaos'un tehlikeli bir sentezini vaat eden yeni bir güç yükseliyordu. Pelerin'in Sessiz Savaşı'nın daha yeni başladığını sadece onlar biliyordu.